Kamusal Sahnenin Uyanışı
Mimarlığın bir döngü olduğuna inanıyorum. Mimarlık pratiğinde, kişi kendini başladığı noktada bulabilir. Kişi bu süreçten geçerek, döngünün varlığını kendisine kanıtlar.
Her başlangıç noktası, bir son noktasıdır.
Veya her son noktası, bir başlangıç noktasıdır.
Döngü, fırsatlar da yaratır. Mimari sürecimiz boyunca tanımladığımız her yeni nokta, başka bir döngünün başlangıcı olabilir. Şüphesiz ki, mimariyi birbirleri ile bağlantılı döngülerin bu basit durumu ile sınırlandırmak kapsamlı bir yaklaşım olmaz, bunun yerine döngünün yarattığı üretkenliği ve potansiyeli benimsemeliyiz.
Birkaç hafta önce, yüksek lisans döneminde tanıştığım arkadaşım Bartek şehirlerde oluşan ‘yeni‘ kamusal alanlardan bahsediyordu. Balkonlar..
’Yeni kamusal alanlar’ ifadesini duyduğumda hem meraklanmış hem de şaşırmıştım. Kamusal alanların keşfi, ilham verici olmaz mıydı? Şaşırmıştım da, çünkü insanlar arasındaki etkileşim esaslarının yerinden edildiği ve kamusallık kavramının giderek özelleştirildiği bir çağda yaşıyoruz.¹
Modern balkon ne zaman ortaya çıktı? 19. yüzyılın başlarında Paris’te kendini gösterdi. Hausmann’ın Paris’i yenileme planı sonrasında, balkonlar burjuva sınıfı için önemli seyir noktalarıydı.² Balkon genellikle geçici kullanımlarla ilişkilendirilmiş, tanımsız bir alandır. Venedik’te balkon kentsel dedikodu için bir yer³, Tel-Aviv’de açıklık ve havalandırma sunan bir mekandı⁴. Balkon bazen depolamak için, bazen ise düşünmek veya dinlenmek için kullanılan bir yerdi. Tarih boyunca balkonu, bölgenin kültürel ve sosyal değerlerini temsil eden bir kentsel eser olarak gördük.
Balkon, evin özel hayatı ile şehrin kamusal alanı arasında eşiksel bir mekandır. İnsanları bir araya getiren temel bir eylem oluşturur. Kamusal alan bireyler arasındaki mesafeyi azaltmayı amaçlamaktadır, ancak balkon bu durumun tam tersini inceler. Sokaktaki insanları izleyebilmenize rağmen, sohbet etmek veya sokakta olan etkinliğe katılmak zordur. Balkonun yarattığı mesafe ve toplumsal karşılaşma biçimleri, burayı kamusal alan olarak tanımlamamızı zorlaştırıyor.
COVID-19 salgınından bu yana, zor zamanlardan geçiyor ve toplumsal kalıplarda ani değişiklikler yaşıyoruz. Balkon, bu kargaşa sırasında halk tarafından yeniden hayata geçirildi. Kolektif umut ve dayanışma balkonlarda gösteriliyor. Konserler veren, sağlık çalışanlarını alkışlayan ve diğer balkonlardakilerle sohbet eden insanlar, sosyal etkileşimin merkezi olmuş halde. Hem izleyici hem de özne durumundalar. Balkon artık sadece eşiksel bir alan değil, aynı zamanda ’yeni kamusal bir sahnedir.’
Bugün o eşsiz andayız. Başka mimari bir yolculuk yaratabilecek ya da tam olarak başladığımız noktada son bulabilecek mimari bir döngünün başlangıcındayız. Ve ben, bu süreci görmek için sabırsızlanıyorum. Balkon, kamusal bir sahneden daha fazlası olabilir mi? Kamusal alanlarda olması gereken siyasi özerkliği balkonlarda da görebilir miyiz?
Henüz bilmiyorum. Şimdilik bildiğim tek şey, gelecekte güzel ve küçük balkonu olan bir eve taşınmak için sabırsızlandığım…
Notlar:
1. Bu bağlamda daha fazla okumak isteyenler için, Uğur Tanyeli’nin Yıkarak Yapmak kitabını veya sadece 14. bölümünü tavsiye ederim.
2. Bell, Duncan, and Bernardo Zacka. Political Theory and Architecture. London: Bloomsbury Academic, 2020.
3. Foxhall, Lin, and Gabriele Neher. Gender and the City before Modernity. Chichester: John Wiley & Sons, 2013.
4. Aronis, Carolin. The Balconies of Tel-Aviv: Cultural History and Urban Politics. Israel Studies14, no. 3 (2009): 157-80.