Kahvehane | Ölü Bir Metafor

kahvehane.jpg

Mimarlık bir zanaatkarlık. Usta ve çırak arasındaki ilişki, bu mesleğin geleceğini şekillendirir. Ustanızı gözlemlemek için yeterince meraklı olmalısınızdır.¹ Ustanın anlamını bir kişiye indirgemek doğru ve kapsayıcı olmaz. Hayatınızdaki herhangi bir ilham, sizin ustanız olabilir.

Hayatımın belirli bir noktasında, yürüyüş yapmanın etrafımı gözlemlediğim bir an olduğunu fark ettim. Ankara’daki bu yürüyüşlerim sırasında, kahvehane mekanları hep ilgimi çekmiştir. Eğer bu mekanları gerçekten gözlemlerseniz, oraya ait olan neşeyi ve de hüznü hissedebilirsiniz. Kahvehanede, insanların birbirleriyle nasıl etkileşim kurduğunu hala hatırlıyorum. Bu etkileşim, bir sohbet veya yoğun bir tartışma biçimi olarak ortaya çıkıyordu. Şimdi geriye dönüp baktığımda, bu mekan hakkında yazma arzumun o gün mahallede yaptığım yürüyüşler sırasında ortaya çıktığını söyleyebilirim… Mimarlar olarak, yaşadığımız bu özel anları kucaklamamız gerektiğine inanıyorum. Şimdi arkama yaslanmış, köklerinden kopmuş olan kahvehane mekanını zihnimde canlandırmamı sağlayan o anı ve merakı kavramaya çalışıyorum.


Biz, insanlar, yaşadığımız şehirlere meydan okuyoruz. Şehirler belirsizlik içinde. Herhangi bir yaratılışın, entropisinin de olduğunun farkında olmalıyız. Anılarımız ve geçmişlerimiz kayboluyor. Bugün, bu süreçlerin nasıl bu kadar aniden gerçekleşebileceğine kolaylıkla tanıklık edebiliyoruz. Bununla birlikte, bu süreçler bazen bizim fark edemeyeceğimiz bir şekilde, doğal ritimlerinde oluyorlar. Bence kahvehane de, bu şekilde zamanla kaybolmuş mekanlardan biridir.


Çeşitlilik; demokratik bir toplumun ve kamusal alanın her zaman önemli bir değeri olmuştur. Kahvehanede mesleği, sosyal statüsü veya siyasi görünümü ne olursa olsun her insanla karşılaşabilirdiniz. Ancak, o dönemdeki sosyal alanlar arasındaki farklılık nedeniyle kadınlar bu mekanların dışında tutuluyorlardı. Halka ait olma, politik olarak sosyalleşebilme ve farklı alanlardaki konular üzerine konuşmalar ve tartışmalar, kahvehane mekanlarının tarih boyunca kısıtlanmalarına veya kapanmalarına neden oldu.² Kahvehane kültürü, kamuya ait olan fikirlerin dışa vurulmasına neden olurken, sıradan vatandaşların bakış açılarının oluşmasına ve yayılmasına neden oldu. Kentsel yaşamın demokrasi anlayışı, kahvehane etrafında şekilleniyordu. Bu mekanın tanımı Osmanlı İmparatorluğu döneminde oluşturulmuş ve, 17. ve 18. Yüzyılda Avrupa’ya yayılmıştır.³ Kahvehanede çeşitli konular tartışılıyordu ve bu çeşitliliğe örnek vermek gerekirse, bunlardan biri de edebi eserlerdi. Oyun yazarı Josep Addison tarafından açılan bir kahvehanede, haftalık bir bülten yayınlanmaya başladı. Daha sonra bu bülten, hâlâ da aynı ismi taşıyan “The Guardian” olarak bir gazete haline geldi.

Günümüzde; kahvehanenin kamusal niteliği, demokratik bir özellik taşıma umudu, halka ait sosyalliği ve alternatif siyasi varlığı artık geçerli değil. Kahvehane günümüzde sadece emekli ya da işsiz insanlarla ilişkilendiriliyor. Hatta kahvehanenin artık var olmadığını ve belirli insan gruplarını dışarda bırakan bir kafe mekanı olarak şekillendiğini bile söyleyebiliriz.

Kahvehane, artık ölü bir metafordur.

Ek olarak, demokrasi bilinci fizikselden sanala dönüşmüştür. Basılı ve dijital medya, günümüzün demokrasisinin temsilcileridir. Artık kamusal alan, tartışma platformları, Agora veya Pnyx’e ihtiyaç duymuyoruz. Belki de, sanal varoluşu teşvik eden basılı ve dijital medyanın, demokratik olmayan bir mimarinin doğuşuna destek olduğunu ortaya atabiliriz.

Niyetim, veya belki de umudum demeliyim, günümüzdeki bu durumdan bir tartışma başlatmaktır. Kahvehanenin kamusal bir alan olarak potansiyelini ortaya çıkarırken, kente ait demokratik bir ağı tekrar nasıl kurabiliriz? Bir mekanı, demokratik amaçlar için nasıl yeniden düzenleyebiliriz?

Kahvehane, kafelere benzer bir şekilde sokak ile fiziksel ve görsel bağlantının olduğu zemin katta yer alır. Günümüzde, bu bağlantının aksine bu mekanların kapalı kutu ön cephe uzantıları görülmektedir. Bu özelleştirilmiş kutular, yapılı çevrenin zemin katlarında kısıtlı bir görsel bağlantı yaratan sınırlar oluşturur. Bu durum, mekanın kamusal ve demokratik tanımına karşı çıkar.

Ancak, ben iki tür kahvehane mekanı ile karşılaştım; biri önde tanımlanmış bir terasa ve diğeri ise giriş kapısının önünde tanımlanmamış bir mekana sahip olan. Bu ön alanların en ilginç özelliği aralık tanımını taşıması. Hem şehir hayatıyla hem de kahvehanedeki sohbetle bağınızı koruyabileceğiniz aralık bir mekan. Bu aralık mekanlar, kişiyi sohbete hazırlayabilecek ve çevredeki farklılıkları gözlemlemesine yardımcı olabilecek düşünceli bir boşluk yaratır. Dolayısıyla bu aralık mekan, sınır tanımına meydan okur.

Günümüz siyasetinin tarih anlayışı, özü kavramadan kopyalamaya dayanmaktadır. Bu aynı zamanda tarihin anlamını da küçültür. Vatandaşların mevcut demokratik eğilimlerine cevap verebilmek için kahvehanenin tarihsel kökeninden bir şeyler öğrenmeliyiz. Kahvehanede tartışılan veya konuşulan bir konu üzerinde sürekli olarak dikkati toplayabilmek için; cinsiyet, sosyal statü, siyasi görünüm ve kültürel aidiyetin önceden varsayılan tanımlarının bir kenara bırakılması gerektiğine inanıyorum. Kahvehane, şehirdeki farklılıklara alışılan bir yer olmalı.

Sorduğum sorularla birlikte, merakıma bir cevap olarak gözlemlerimi takip ettim. Eğer mimari bir entropi varsa, bu entropiyi daha da artırmak için kendi mimari araçlarımı kullandım.

Bence mimarlık, kendi başına demokrasiyi yaratamaz. Demokrasi insanların elindedir. Ancak mimarlığın daha iyi bir dünya yaratmak için; siyasi, sosyal ve kültürel mücadelenin bir parçası olabileceğine inanıyorum.

Notlar:
1. Eğer “Le Corbusier Foundation”ın websitesine girerseniz, reddedilmiş stajyerlerin listesine ulaşabilirsiniz. 1949 yılına ait olan bir listede, Turgut Cansever’in de ismini görebiliriz. İkisinin de mimarlık yaklaşımları arasındaki bazı benzerlikleri düşündüğümde, sanırım Turgut Cansever’in ustasını gözlemlemek istediğini söyleyebilirim.
Bkz.
http://www.fondationlecorbusier.fr/corbuweb/zcomp/pages/AtelAtel.htm
2. Yaşar, Ahmet. Osmanlı’da Kamu Mekanı Üzerinde Mücadele: Kahvehane Yasaklamaları, Uluslararası XV. Türk Tarih Kongresi, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2006.
3. McDonald, Hollie, Social Politics of Seventeenth Century London Coffee Houses: An Exploration of Class and Gender, 2013.
4. Brian Cowan, What Was Masculine About the Public Sphere? Gender and the Coffeehouse Milieu in post-Restoration England, History Workshop Journal, Volume 51, Issue 1, 2001.
5. Antik Yunan’da, Agora şehir merkezi, Pnyx ise vatandaşların karşılıklı tartışabildiği bir amfitiyatroydu. Bu konuyu merak edenler için, Richard Sennett’ın The Spaces of Democracy kitabını önerebilirim.
6. Bu bağlamda ilginç bir metin olarak, Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu kitabındaki “Bu, onu öldürecek” bölümüne bakılması gerektiğini düşünüyorum.

Previous
Previous

Her Şey Dahil Olsun

Next
Next

Kamusal Sahnenin Uyanışı