Veda (bir nevi)..
B I D Y B F K C G B D A
İNŞA EDİLEMEZ
Binaları inşa edilemez olarak tanımlayan şey nedir? Birkaç yıldır mimar olarak çalışıyorum ve son zamanlarda kendime sık sık tekrarladığım bir soru bu. Binaları inşa edilemez olarak tanımlayan şey nedir?
Sıradan bir tuğla duvar yerine, kavisli bir tuğla duvar tasarlamaktan beni alıkoyan ne? Cephede kullanılan tuğlaların yerleşimi üzerine ayrıntılı düşünmek varken, neden genellikle 'wildverband'ı (bir çeşit tuğla örgüsü) tercih ediyoruz? Meslek hayatında bulunmak; sözde özgür akademik ortamdan uzaklaşmak ve her şeye inşa edilebilirlik ve karlılık merceğinden bakmak gibi bazı yükleri de beraberinde getiriyor. Mesleki yaşamda hayal etme yetimizin kaybolması ile akademik eğitim sürecindeki mesleki dünyanın gerçeklerini kavrayamama arasındaki gerilim, hemen ardından inşa edilemezlik kavramı ile devam ediyor. Gerilimin bu iki ucu arasında herhangi bir arabulucunun olmaması, bu iki ucun birbirlerini yoksaymasını doğrular nitelikte. Ama yine de, binaları inşa edilemez olarak tanımlayan şey nedir? Sadece karlılık mıdır? Yoksa tüm tasarımın arkasındaki, yapıyı inşa edilebilir kılan teknoloji midir? Belki de mimarlık eğitimimiz sürecinde şekillenen hayal gücümüzdür? Ya da binanın inşa edilemez olduğuna karar veren ve onu inşa edilemez yapan şey, projenin niteliğidir?
İnşa edilemezlik kavramının, mimarlığın mesleki yaşamı ile akademik kısmı arasındaki uçurumla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu uçurum genişlediğinde, inşa edilemezden söz ederiz; bu aradaki uçurum daraldığında ve iki uç örtüştüğünde ise, inşa edilemez kavramı kaybolur. Bu, tasarlama ve inşa etmenin ne salt karlılık ne de yoğun bir teorik araştırma olduğu, her ikisinin de arasında bir tanım olduğu anlayıştır. Bir kişi bu arada kalmışlık durumuna ulaştığında ise, bahsi geçen soruya cevap verebilir. Bu durumu açıklamak için şu anki bulunduğum noktadan, yani mesleki hayattan bir bakış sergileyeceğim. Çünkü, akademik çalışmalara olan ilgimi takip etmek yerine mesleki hayata yönelmeyi tercih ettim. Şöyle açıklayabiliriz, profesyonel hayatta yer almak ve mimar olarak çalışmak bir evren oluşturuyor. Bu evrenin ismi Mars. Bir de mimarlığın akademik hayatının yer aldığı başka bir evren var. Bu da Venüs. Mimarlığın mesleki hayatı Mars'tan, akademik hayatı ise Venüs'ten.1 Ve ben bunların (imgesel) örtüşme durumunu SAÇAK olarak adlandırdım. Kendimi tam olarak bu örtüşmenin olduğu yere konumlandırmaya çalışıyorum. Böylece; yazma eylemi ve profesyonel hayatta mimar olmak, bu iki evreni örtüştüren yeni bir durum oluşturuyor. SAÇAK, mimarlıkla etkileşimin ne sadece pragmatik, ne de yoğun bir araştırma odaklı olduğu, fakat her ikisinin arasında bir kavram olduğu bu bulanık durum olarak tanımlanabilir.
SAÇAK VE VEDA
SAÇAK'ın önemli bir arabulucu olarak ortaya çıktığı bir diğer yer de akademik hayattan profesyonel hayata geçiş veya tam tersi olarak gerçekleşen durumlardır. Geçiş ve kendini yeniden tanımlama eylemi; süreci karmaşıklaştırır, her türlü adaptasyon duygusunu ortadan kaldırır ve SAÇAK’ın bir arabulucu olarak önemini vurgular. SAÇAK pasif bir eylem değildir, aksine bireyin zamanını ve parasını talep eder. Kendi SAÇAK’ınızı bulmak ve ardından mimarlık üzerine düşünmek için gerekli zamanı ve alanı yaratabilmek kolay değildir ve bu zorluk kişiyi mimarlığı bırakmaya 'daha da' teşvik edebilir.
Tabi burada başka bir soru ortaya çıkıyor. Kişinin mimarlığı bırakmasına ne sebep olur ve SAÇAK, kişinin mimarlıkta kalmasına yardımcı olabilir mi? Mimarlık alanında daha fazla çeşitlilik olsa da, hala herkese açık değil. Profesyonel hayat, iş-yaşam dengesini bozan uzun çalışma saatleri gerektiriyor. Ek olarak mimarlık eğitimi çok pahalı bir süreç ve sonunda, sadece eğitiminize yatırdığınız parayı kazanmak için mimarlık eğitiminize harcadığınız zamandan daha fazla zaman harcıyorsunuz. Tüm bunlar ve daha fazlası çok daha büyük bir bütünün parçası. Yine de SAÇAK, erken akademik veya profesyonel hayatlarımız boyunca mimarlıkta kalmamız için bizi teşvik edebilir. Belki yeterli olmayacaktır ama yine de başlamak için iyi bir adım olabilir.
Ben kendi SAÇAK’ımı yazı yazmakta buldum. Bu sürecin beni zenginleştirdiğini ve profesyonel hayatım boyunca beni cesaretlendirdiğini düşünüyorum. Bu noktada sadece şunu diyebiliyorum, umarım siz de kendi SAÇAK’ınızı bulabilirsiniz!
Bu yazının başına, tesadüfi olarak görebileceğiniz bazı harfler koydum. Bunlar mimarlığı bırakan tanıdığım bazı arkadaşların ve meslektaşların baş harfleri. Sadece bazılarının... Mimarlık eğitiminin ve profesyonel yaşamın fiziksel ve duygusal stresi boyunca gösterdikleri tüm paha biçilemez çaba ve rehberlik için derin minnettarlığımı ifade etmek için bu anı ve bu yazıyı kullanmak istedim. Hepiniz şimdiden özleniyorsunuz.
Bu, benim size naçizane vedam
Hoşçakalın dostlar
Veda (bir nevi)..
Notlar:
1. Bu isimlendirmeyi bir kitap isminden aldım. Men Are from Mars, Women Are from Venus (1992) by John Gray